GARİBAN HAKKINI ARAMAYACAK MI?
Eskiden bir dilekçeyle hakkınız aramak mümkündü.
Artık bu hayal oldu. Hak aramak, yani özgür mahkemelerde hakkını savunmak paralı oluyor.
Baro Başkanımız Sayın Turgay Şahin’in beyanatlarını gazetelerde okumuşsunuzdur.
Bin liraya yakın para isteniyor. Yani hakkınızı aramak için, adalet için paranız olması gerekiyor.
Bana göre yanlış bir uygulama. Temennim bu tür uygulamalardan vazgeçilmesidir.
Eğer bin lirası olmayan hakkını aramayacak duruma gelirse, gariban ne yapacak? Fakir fukara bağımsız mahkemelerde hakkını nasıl savunacak.
Bugün için bin lira büyük para. Gariban, fakir fukara mahkemelerde hak aramayacaksa, meydan parası olanlara mı kalacak?
BAŞKAN ÇOBAN’IN HASSASİYETİ
Dünkü yazılarımda, eski belediye ve park yokuşundaki taşların rastgele atıldığından bahsetmiştim.
Belediyemiz, hemen gereğini yaptı. Hem eski belediye binası önünde, hem de park yokuşundaki görüntü kirliliği kaldırılıyor.
Yani parke taşlar, nizami ve olması gereken bir halde yerleştiriliyor.
Yazdıklarımıza itibar edildiği ve gereğinin yapılmasından dolayı Belediye Başkanı Sayın Burhanettin Çoban’a teşekkür ediyorum.
ETME BULMA DÜNYASI…
Aynı semtte oturan iki genç (kız-erkek) birbirlerini severler ve evlenmeye karar verirler.
Olay ailelere intikal ettirilince delikanlının babası bu evliliğe şiddetle karşı koyar. Çok hatırlı kişiler babayı ikna için araya konur; ancak hiçbiri başarılı olamaz. En son giden kişi babanın en samimi dostu olduğundan yapılacak evliliğe karşı çıkmanın gerekçesi bu zât’a açıklanır. Gerekçeyi de hemen arzedeyim. Baba der ki:
- Yahu etmeyin, eylemeyin, bu kadar üzerime gelmeyin. Kalbim duracak, yeter artık. Gençliğimde bir hatadır oldu. Bu kızın anasıyla birlikte olduk. İstenilen kız bendendir/benim kızımdır. Ayrı analardan da olsa bunlar birbirleriyle öz kardeştirler. Bu konuyu kapatalım. İki kardeşi nasıl evlendirebiliriz? Bu mümkün mü?
Bu gerekçe ortaya çıkınca evliliğin neden olmayacağı münasip bir lisanla delikanlının annesine söylenir. O da oğluna münasip bir lisanla söylesin istenir. Ancak, mesele istenildiği gibi gelişmek yerine hikmetin tecellisi ile beyan-ı hakikat olur. Anne, babanın karşı çıkma gerekçesini duyunca muhatabına der ki:
- Git ona söyle! İleri-geri tepinmesin. Oğlan kendisinden değil, onun babası da kızın baba dediği adamdır. Oğlumun babası kocam değil, kızının babam dediği adamdır. Aynı yıllarda olmuş demek ki, adam bana sahip oldu. Oğlumun babası da odur.
Olayın böyle tecelli etmesiyle tabii ki, gençler evlenemediler/evlenemezlerdi de. Olay ailelerin dağılması faciaların iki aileyi de darmadağın etmesiyle sonuçlandı.
Başta da ifade ettiğimiz gibi, burası etme-bulma dünyası. Eden bulur, bulduğunda da etrafındakilerle beraber helâk olur.
Gelin hepimiz iyilik edelim; iyilik bulalım….
BÖYLE GİDERSE BELDE VE İLÇE BELEDİYELERİ ŞOFÖR BULAMAYACAK NEDEN Mİ?
Emniyet Müdürlüğü trafik ekiplerinin şehir içindeki denetlemelerinden çoğunluk memnun.
Yani kurallarla uymayanlar için gereğinin yapılmasını isteyen ezici bir çoğunluk var.
Bunun yanında rahatsızlıklarını açıkça belirten küçük bir grup da yok değil.
Her zaman her yerde olduğu gibi, çoğunluğun temennileri yerine gelecek.
Hazır trafik denetlemelerinden bahsetmişken bir sorunu da ortaya koymak isterim.
İlçelerimizden ve beldelerimizden her gün yüzlerce belediye otobüsü şehir merkezine gelir.
Yolcuların bir kısmı da merkezde öğrenim gören öğrencilerdir, hastaneye gelen vatandaşlarımızdır, yada alışverişe gelen insanlardır.
İllaki bir mazeret olması gerekmiyor. Keyfi nedenle de insanlarımız şehir merkezine gelir.
Konumuzu gelirsek.
Belediye otobüslerinin büyük bir çoğunluğu ceza kurbanı. Kurban lafı biraz abartılı olabilir ama, her gün onlarca belde ve ilçe belediye otobüslerine ceza yazılıyor.
Gözlerimizle şahit olmadık ama trafik ekipleri mutlaka bir kusur bulmalılar.
Soruna gelirsek. Belde ve ilçelerin belediye başkanlarını sıkıntı bastı. Nedeni de şu.
Belediye otobüslerini kullanan şoförlerin ceza puanları dolmak üzere. Böyle giderse belediye otobüslerini kullanacak şoför bulunmayacak.
Cezaların çoğunluğu da ya durak harici yolcu almak yada ayakta yolcu taşımak.
İlçe ve belde belediye otobüslerinin çoğunluğunda şehir içindeki otobüsler gibi ayakta yolcu alınamıyor.
Böyle giderse, bir çok belediye şoför bulamayacak duruma gelecek. Çünkü, şoförlerin ceza puanları 100 oldu olacak…
ONLAR DOĞRU YOLDAN AYRILMADILAR Kİ…
Valiler, kaymakamlar devleti temsil eder. Bugün vatandaşın her derdine koşturan, onların derdine çare olan kaymakamdır, validir.
Kaymakamlar hakkında, valiler hakkında asılsız iddialarda bulunan ufak bir azınlık vardır.
Bunlar, menfaatleri doğrultusunda hareket eder. İşlerine gelmediği için her türlü yolu mübah görürler.
Örnekleri göstermek mümkün müdür?
Şu yada bu ismi kullanmak zor. Ama devletimizi temsil eden mülki amirlere karşı hoyratça asılsız iddialarda bulunanlara ne demeli. Bana göre devletimizi korumak ve kollamakla görevli kurumları boş durmayacak, gereğini yapacaktır.
Devlet Adamı Olmak
Yıl 1934, o dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Ulus’tadır. Bakan ise Niğdeli Abidin Özmen’dir. Bakan, makamında çalışmaktadır. Kapı çalınır. Bakanın gür sesi “Giriniz”. Atatürk’ün yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makama girerler. Hoşbeşten sonra Yaver Bey, Bakan Abidin Özmen’e bir zarf uzatır.
Konuklara yer gösterir ve zarfı açar. Atatürk’ten gelen bir mektuptur bu:
“Bay Abidin Özmen, Milli Eğitim Bakanı…”
Abidin Özmen zarfı özenle açar ve mektubu dikkatle okur: “Yaver Bey’le, size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. Bu çocukları, uygun göreceğiniz, bir liseye (parasız yatılı olarak) kaydını yaptırıp…” Bu Atatürk’ün bir emridir. Kesinlikle yerine getirilecektir. Bakan Abidin Özmen, Ortaöğretim Genel Müdürü’nü çağırtır ve şu direktifi verir:
“Yaver Bey’in yanındaki bu iki çocuğun evraklarını alınız ve bu çocukları Haydarpaşa Lisesi’ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp, her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının ‘Veli ve Ödeyen hanesine Atatük’ün ismini yazdırarak bana getiriniz” der.
Bakanın emri yerine getirilmiştir.
Abidin Özmen’de kısa bir mektup yazarak, Yaver Bey’le Atatürk’e yollar. Mektubun içeriği şöyledir:
“Muhterem Atatürk, Yaver Bey’le göndermiş olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım. Ancak, arkasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Atatürk gibi birisi bulunduğu için; bu iki çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme, hem yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi. Bu nedenle her iki çocuğun da emirleriniz gereği Haydarpaşa Lisesi’ne paralı yatılı olarak kayıtlarını yaptırdım. Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzlarını ekte takdim…”
Atatürk bu mektup üzerine, devrin Başbakanı İsmet İnönü’ye telefon ederek
“Bak”demiş. “Senin Milli Eğitim Bakanın bana ne yaptı” diyerek olayı anlatmış. İnönü, Bakan’ın adına özür diler.
Atatürk: “yok” der, “özür dileme. ”Çok memnun oldum. Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve gösterebilse…
NÜKTELER…
Develeri Kalbime Bağlamam
Biri İmam-ı Azam’a gelerek: “Yâ İmam, ben namazlarımı huşu içerisinde kılamıyorum.
Namazda iken develerimi otlatıyor, onlarla ilgileniyorum. Oysa siz benden daha zenginsiniz.
Peki siz ibadet zevkine nasıl erişiyor, ibadetlerinizi huşu içerisinde nasıl yapıyorsunuz?” diye sormuş.
İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri şöyle cevap vermişler:
“Ben develerimi kalbime bağlamam ki; ahıra bağlarım…”
Borç
İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri bir gün yolda giderken karşıdan gelen bir adamın yolunu
değiştirerek karşı tarafa geçtiğini görünce sormuş:
“Beni görünce neden yolunu değiştirdin?” Soruya muhatap olan şahıs utana sıkıla:
“Size olan borcumu hâlâ ödeyemediğim için sizden utanıyorum. Ben bu yüzden sizi görünce
yolumu değiştirmek için karşıya geçtim. Sizinle karşılaşmaktan uyanıyorum,” demiş.
Bunun üzerine İmam-ı Azam Hazretleri şöyle demiş:
“Bundan sonra bana artık herhangi bir borcun yok. Şu andan itibaren bana olan borcunu siliyorum. Bu zamana kadar beni her gördüğünde seni huzursuz ettiğim için bana hakkını helâl et.”
Boynuz-Akıl
İmâm-ı Azam Hazretleri, bir gün kendisine doğru gelmekte olan bir hayvana yol verip kenara çekilmiş. Orada bulunanlar Ebu Hanife’ye niye kenara çekildiğini sorduklarında ondan şu cevabı almışlar: “Onun boynuzları var, benim ise aklım.”
Neden Boşuna Para Alıyorsun
İmam Ebu Yusuf’a birisi öğrenmek istediği bazı konularda sorular sormuş. Ebu Yusuf, soruların bazılarına:
“Bilmiyorum” cevabını vermesi üzerine sorduğu soruların bir kısmına cevap alamayan şahıs:
“Bilmiyorsun madem devlet hazinesinden neden boşuna para alıyorsun?” diye fırça atmaya kalkınca, İmam Ebu Yusuf şöyle diyerek muhatabını susturmuş:
“Ben devlet hazinesinden bildiklerim için para alıyorum. Bilmediklerim için para almış olsaydım devlet hazinesinde para kalmazdı.”