İHTİYAÇ GİDERCEK YER BİLE YOK
Şehrimiz tarihi eserler konusunda bir hayli şanslı iller arasındadır.
Bir çok tarihi yapımız var, müzemiz derseniz ülkemizin önde gelen müzelerinden.
Bu kadar mı?
Tarihi kalemiz var, frig vadimiz var.
Dışarıdan gelenler kaleye çıkacak. Çünkü bir çok meraklı insan geliyor.
Kaleye çıkacak ama, ihtiyaç giderecek bir yer yok. Haliyle ne yapacak?
Nereye rast gelirse oraya ihtiyaç giderecek.
Frig vadimiz var.
Frig vadisine dışarıdan gelenler de aynı şeyi yapıyor. İhtiyaçlarını açık alanlarda gidermek zorunda kalıyor.
Ya Kocatepe’ye gidenler ne yapıyor?
Onlar biraz daha şanslı.
Büyükkalecik kasabasında iki dakikalık mola ile sorunlarına son veriyorlar.
Lafı toparlamak gerekirse, tarihi ve kültürel yerlerimiz var. Ama buralarda ne ihtiyaç giderecek bir yer var, ne de soluklanacak bir çay içilecek bir yer var.
Şimdi diyeceksiniz.
Buraları tarihi yerler, öyle her şey yapılamaz.
Bana kalırsa sorunu aşmak o kadar zor olmasa gerek.
Yarın bir gün havaalanımız hizmete girdiğinde şehrimize binlerce turist gelecek.
Şimdiden sorunu çözmek lazım.
Gelen turistlere de açık havada ihtiyaç giderin diyebilir miyiz?
PARK YERİ Mİ DEĞİL Mİ?
Eski otogar çevresindeki park yerleri sıkıntı çıkarıyor. Bir taraftan özel araçlar, diğer yandan kamyonlar.
Hele hele eski otogarın girişindeki sıkışıklık bir hayli sıkıntı çıkarıyor.
Trafik ekipleri bu konuda hassasiyetle davranmalı diye düşünüyorum.
Buraları park yeri mi, değil mi bu merak ediliyor.
Park yeri ise yazdıklarımızın bir önemi yok. Yok efendim park yeri değilse gereği yapılmalı
KARARMIŞ BAYRAK OLUR MU?
Bayraklar konusundaki hassasiyetimiz, ara ara bayraklar konusunda yazdıklarımızdan bellidir.
Nerede eskimiş, kirli ve yırtılmış bayrak gördüysek uyarmayı kendimize görev edinmişimdir.
Şehir merkezinde bu türden bayrak asanlar yok mu?
Firma ismi vermek istemiyorum.
Ama kirli bayrak asan kurumun yerini tarif edeyim.
İmareti Camiini geçince kafanızı kaldırırsanız mutlaka rengi kararmış bayrağı görebilirsiniz…
İLÇE BELEDİYE BAŞKANININ SÖYLEDİKLERİ…
Merkez dışındaki belediyelere çok yakında şoför lazım olacak gibi..
Neden diye merak edenler için söyleyeyim.
İlçe ve belde belediyelerin otobüslerinin şoförleri çok yakında araçlarını kullanamayacak.
Çünkü, ceza puanları 100’e ulaştığından ehliyetlerine el konulacak.
Durum böyle olunca da belediyelere şoför lazım olacak.
Başka yerlerden takviye yapanlar kurtulacak. Yapamayanlar ise şehir merkezine gidip gelen araçların sayısını azaltmak zorunda kalacak.
Belediye ismi vermeden küçük bir olayı nakletmek istiyorum.
Konuyu bizzat belediye başkanı kendisi anlattı.
“Belediyemize ait otobüs, yolcu olmak için durağa yanaşmış. Durakta ilçemize gelmek isteyen bir çok yolcu var. Şoförümüz, fazla yolcu alamayacağını söylemiş. Hava soğuk. Yolcularımız diğer araç gelinceye kadar otobüste beklemek istediklerini söyleyip binmişler. Otobüs hareket halinde değil. 3-5 dakikada gelecek diğer otobüsü bekliyorlar. O anda ekipler gelmiş ve otobüste fazla yolcu olduğundan cezayı yazmış. Otobüs hareket halinde değil. Sadece vatandaşlarımız üşümesin diye otobüse almış. Herkes bu konuda şahitlik de yapıyor ama yine de ceza yazılmış. Siz artık düşünün”
Bana kalırsa ilçe belediye başkanının söyledikleri irdelenmeli ve düşünülmelidir…
BİZİM BAKAN HARİÇ GELEN BAKANLARIN KESELERİ DOLU MU?
Orman ve Su İşleri Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu’nun kendi tabiri ile her gelişinde “Heybemiz doludur” sözü vardır.
Hatta diğer konuk bakanların da heybeleri dolu olduğunu söylemişti.
Heybemiz dolu sözünü Sayın Bakanımız seçimlerden önce ifade etmişti. O günden bu yana bir çok bakan geldi gitti.
Sayın Eroğlu gibi, heybeleri dolu olan kaç bakanımız vardı.
İyi ki Sayın Eroğlu gibi bakanımız var.
Yoksa turistik şehir olup çıkacakmışız…
VEREN DE ALAN DA RAHAT OLMASI İÇİN…?
Hayırseverlerin yardımlarıyla bir çok aileye ücretsiz ekmek veriliyor.
Bana kalırsa, büfelere gelen insanlar hep aynı.
Yani aynı kişiler ekmek alıyor. Hatta ihtiyacından fazlasını alanlar bile var.
Vatandaş hayır yapmak için ekmek büfelerine ekmek koyuyor. Sonrası büfedeki görevlinin işi.
Bazı kişiler var ki, kendi ayrı, çocukları ayrı ekmek alıyor. 3 çocuklu bir ailenin ekmek ihtiyacı ne olabilir ki… 20’yi aşkın ekmek alanlar var.
Yarım Elma yardım derneği artık belediyemiz bünyesinde.
Yarım elma da belediyedeki yetkililer de ihtiyacı olanları çok iyi biliyor.
O halde ne yapılmalı?
Vatandaşın hayır olarak koyduğu ekmekler, ihtiyaç sahiplerine dağıtılabilir.
Böylece ihtiyaçtan fazla ekmek alanlara engel olunur ve daha çok kişiye ekmek yardımı yapılır.
Maksat mağdur insanlara yardım etmekse, o halde her şeyi düzenli yapalım. Böylece daha çok kişiye yardım yaparız. Dahası yardım yapanların da içi rahat olur…
BİZİM DOSTUMUZ OLMAK DA ZOR İŞTİR…
Her nedense her yerde karşımıza çıkar bu söz.
Gazeteciden ve polisten dost olmaz.
Hep düşünmüşümdür.
Neden sadece iki meslek.
Neden sadece gazeteci ve polis…
Bu sözü uyduranlar yani gazeteciden ve polisten dost olmaz diyenlerin niyetleri neydi?
İki meslek dışında herkesle dost olunabilir mi?
Bu konuda ne söylense boş.
Biri çıkıp gazeteci ve polisten dost olmaz demiş ve herkes bu söze inanmış.
Bazen, kendi içimizde yani ailemizde bile bu söz tekrar tekrar söylenir.
Bana göre, bu sözün söylenmesinde yine en önemli faktör iki meslek içinden birileri olmalı.
Ama şunu da söylemek isterim ki.
Gazeteciden ve polisten dost olmaz diyenlere şu cevabı vermek isterim.
Herkes, Gazetecinin ve polisin dostu olamaz.
Bu iki mesleği yapanların dostu olmak da zordur…
Hadi bakalım, ne cevap vereceksiniz….
AVUCUNUZDAKİ KELEBEĞİ KAÇIRMAYIN…
Mutluluğunuz narin bir kelebek gibidir.
İki çok akıllı kız kardeş her şeyi bilen bilgeye gitmişler.
Sorular sorup, yanıtlarını almışlar.
Sordukları soruların hepsinin yanıtı doğruymuş. Bir süre çok mutlu olmuşlar; ama sonra sıkılmaya başlamışlar. “Bilgenin bilemeyeceği bir soru bulmamız lazım” diye düşünmüşler. Kızlardan biri bir gün “Buldum!” diye sevinmiş. “İki elimin arasına bir kelebek koyacağım ve bilge adama soracağım, “Avucumun içinde bir kelebek var. Canlı mı, ölü mü? “Ölü” derse kelebeği bırakacağım. “Canlı” derse avucumu hafifçe bastıracağım. Her ne derse cevabı bilemeyecek.” Kızlardan birisi kapalı tuttuğu ellerini bilge doğru uzatmış.
“Avucumun içinde bir kelebek var; canlı mı, ölü mü?”
Bilge adam cevap vermeden önce uzun süre kızın gözlerine bakmış ve cevaplamış :
“Senin ellerinde kızım. Senin ellerinde…”
Şimdi bakın hayatınıza ve mutluluğunuza…
Nerede mi?
Açın avucunuzu…
“Sizin ellerinizde, tam avucunuzun içinde.”
EN MASUMU VE EN VAHŞİSİ…
Baba oğul birlikte dünyanın sayılı büyük akvaryumlarından birine gittiler.
Sırasıyla pencerelerden deniz canlılarını seyrettiler.
Küçüğünden büyüğüne, sakininden, saldırganına çeşit çeşit canlılar gördüler. İsimlerini okudular, cisimlerine şaştılar.
Derken… “Dünyanın en vahşi hayvanı” yazan sonuncu pencereye geldiler.
Ve iyiden iyiye merak ettiler.
Pencereye dayandılar, baktılar… baktılar….
Önce pek bir şey göremediler…!
Sanki karanlık gibiydi camlar.
Pencerede kendi yüzlerini gördüklerinde…
Hafifçe ürperdiler….
Yaşamlarını gözden geçirmek üzere usulca evlerine gittiler…!
GÜNÜN NEŞESİ
ÇADIRIMIZ ÇALINDI SALAK!
Uzun ve yorucu bir görevden sonra “Sherlock Holmes ve Dr. Watson” kamp kurup dinlenmeye çekilmişler.
Gecenin bir saatinde Holmes, “Doktor” demiş:
“Yukarıya bak ve bana neler gördüğünü söyle.”
Watson, “Milyonlarca yıldız görüyorum” demiş:
“Astronomi açısından bakarsak, milyonlarca galaksinin varlığı demek. Bu da dinsel açıdan Tanrı’nın ne kadar büyük olduğunu kanıtlar…”
Bakmış, Holmes güzel dinliyor devam etmiş doktor:
“Meteorolojik olarak, yarının güneşli ve harika bir gün olacağını gösterir. Peki, bütün bunlar sana ne anlatıyor üstad?”
İşte, bu soru da Holmes’i çıldırtmış:
“Çadırımızın çalındığını, salak!..”
GÜNÜN SÖZÜ
Camdan evde oturanlar başkalarına taş atmamalıdır.
GÜNÜN AÇIKLAMASI
Akıllı kimdir?
Herkesten öğrenen.
Kuvvetli kimdir?
Hırslarını yenen.
Zengin kimdir?
Halinden memnun olan.
Okunu attı mı ölüm, siperler boşuna;
O şatafatlar, altınlar, gümüşler boşuna;
Gördük bütün insan işlerinin iç yüzünü:
Tek güzel şey iyilik, başka düşler boşuna.
ÖMER HAYYAM