Bir takımın hak ettiği puanlar herhalde elinden ancak bu şekilde alınabilir. Rakip takıma hediye edilebilirdi. Dolayısıyla da tehlike bölgesinden kurtulabilmek için çırpınan Afyonkarahisarspor’un sahada döktüğü helal teri bir hakem tarafından ancak bu şekilde karşılığını bulabilirdi! Nitekim topun oyunda olmadığı süreler için 3 dakika işaret eden maçın hakemi sadece 1 oyuncu değişikliğinin yaşandığı bu süreye kendi kafasınca 2 dakika da KDV ekleyince mor-beyazlı oyuncuların dökmüş oldukları ter karşılıksız bırakılmış oldu. Keza aynı hakem ilk devrenin 32. dakikasında 4. hakeminin ısrarla elle oynama uyarısına bile kulak asmayınca konuk takıma haksız bir gol kazandırma düşüncesi içerisinde olduğunu açıkça göstermişti. Ve o dakikada bu emeline ulaşamayan hakem 90+5’ de gelen gole santrayı gösterince oyunu da golün başlama vuruşuyla birlikte bitirmeyi rahatça başarabildi. Kendisini Afyonkarahisarspor açısından böylesine büyük önem arz eden bir maçtan vicdanı ne kadar rahat çıkabildiği ve maçın sonucunu yine içine ne kadar sindirebildiği için tebrik ediyoruz.
Ayrıca bölgemiz hakemi olduğu içinde bundan sonra kendisine tevdi edilecek müsabakalarda elini vicdanına koyarak maç yöneteceğinden hiç kuşku duymaksızın başarılar diliyoruz. Temennimiz bölgemiz insanı olarak daha üst düzey liglerde görev almasıdır. Ama bugün mor-beyazlı takımı yaktığı kadar bundan sonra hiçbir takımın canını kendi kafasına göre kararlarla yakmaması yönündedir. İnşallah sesimizi duyarda bundan sonraki müsabakalarda kendi bildiğini okumaz. Futbolun önceden belirlenmiş olmazsa olmaz oyun kuralları çerçevesinde maçlar yönetir! Ama Afyonkarahisarspor işte bu maçta kaybettiği puanlar yüzünden ya küme düşerse!
Dönelim maçta cereyan eden olaylara…
Afyonkarahisarspor bir önceki sezona göre var olmaya çalıştığı ligde güçbelâ ayakta durabilmeye çalışıyor. Herkeste bu durumu gayet iyi biliyor. Ama daha maçın başlama düdüğüyle birlikte takımı desteklemek yerine yönetim aleyhinde protestolar başlıyor. Başta kulüp başkanı olmak üzere yönetim kurulunun istifaları isteniyor. Haklı ya da haksızlardır demiyoruz. Sadece herkesin görüşüne saygı duyduğumuzu belirtmek istiyoruz. Ancak bu olay hakemin müsabakayı başlatan düdüğüyle birlikte yapılması gereken bir hareket olmamalıdır. O anda asıl yapılması gereken takımın müsabakaya teşvik edilmesidir.
Afyonkarahisarspor gerçekten de zor bir süreçten geçmektedir. İhtiyacı olan her şey belirli kurum ve kuruluşlar ile bu takıma gönül veren birkaç kişi tarafından temin edilmektedir. İşte bu merkezlerin herhangi birisinde bir aksama olduğunda her şey altüst olmakta, moraller bir anda sıfıra inmektedir. Zaman zaman yiyecek ekmek, kahvaltıda margarin gibi en ucuz şeyleri bulamayan oyuncuların cebinde minibüse verecek 1 liraları dahi olmamaktadır.
Hal böyle olmasına rağmen de bu oyuncularla birlikte onların başındaki teknik heyette geçmişte çok acı örneği görülen bir yöntem anlayışının tam tersine mor-beyazlı forma altında onur mücadelesi vermektedirler. Hemen hiç kimsenin dükkânında, tezgâhında, evinde, arabasında bile bulunmayan ama hafta sonları Atatürk stadı ile kulüp binasında her gün tüm haşmetiyle dalgalanan mor-beyazlı bayrağı bulunduğu gönderden indirmemektedirler. O bayrak ki; rengini adını şanla şerefle temsil ettiği şehrin yetiştirdiği ürününden almıştır. Mor asaleti, zarafeti, duygusallığı ve tutkuyu sembolize ederken beyaz saflığı, temizliği ve masumiyeti simgelemektedir. Üçüncü bir rengi olan yeşil ise öncelikle Şekerspor’u unutanlarına hatırlatırken renkler psikolojisinde doğayı, yaşamı, gençliği, yenilenmeyi, ümitleri ve dinçliği işaret etmektedir.
Sözün özü; Afyonkarahisarspor’un mor-beyaz-yeşil renklerinin anlamları çok şeyleri ifade etmektedir. Ama tabi anlayabilenlerine!