AVCILIK ANILARI -3-
Avcılar; duygusal olduğu gibi, samimi, candan ve aynı zamanda da dayanışmacıdırlar.
Yeter ki av bir av konusu veya av anısı olsun.
Bu sevgi, bu saygı, bu birliktelik her zaman, her yerde yaşamını ve ortamını bulur.
Bu gün köşemizin konuğu; Gazetemizin sahibi Sayın Hacı Hakkı ÖZSOY.
Bakalım nasıl bir anı sunacak!.
***
AVCILIK HATIRASI!.
Gazetemiz ”gerçeğin içinden” köşe yazarı, değerli arkadaşım Atamer Büyükbudak’la; gençlik hobilerimizden olan avcılıkla ilgili hoş, tatlı sohbetlerimiz olur.
Köşesinden yayınlanmak üzere okurlarımızdan avcılık hatıralarını yazmalarını isteyen Atamer kardeşimizin bu güzel talebine; bizde mazide kalan bir avcılık hatıramızı yazarak sizlerle paylaşmak istiyorum.
Avcılık hatıramızın özeti; en az yazılı belge kadar anlamlı mesajlar veren görsel bir belge, köşede yayınlanan fotoğraftadır.
Baktıkça sanki o günleri yaşıyormuşuz gibi geliyor insana.
Halbuki aradan yıllar geçmiş.
Şimdi birçoğu aramızda yok.
Hepsine de Allahtan rahmet diliyorum. Nur içinde yatsınlar.
***
Yıl 1958:
Avcılığımızın ilk yıllarındayız.
Ava genelde pazar günleri gidiyoruz.
Avcılık arkadaşla veya birbirleriyle iyi anlaşan bir grupla yapılır.
Bizde o tarihlerde büyüklerimizin oluşturduğu avcı grubuna girme onuruna sahip olmuştuk. Bu bize büyük bir sevinç veriyordu.
Böyle bir grubun içinde bulunup av yapabilmek bizim için onurdu.
Aile dostumuz, babamın arkadaşı, döneminin güçlü siyaset ve iş adamı merhum Kazım Özer amca, oğlu merhum Abdullah Özer; sonradan dünürüm olan merhum tüfekçi Zeki usta’nın kardeşi Kadir usta, merhum Şükrü Arsoy’la ben ve ara sıra amcazadem Murat Özsoy’la oluşuyordu grubumuz.
Ara sıra misafir avcı katılımcılar da olurdu. Resim (5) de görülen o tarihlerin ünlü kadın hastalıkları uzmanı Op. Dr. Orhan keskin. Dr. Orhan Keskin sonrası uzun süre Devlet Hastanesi başhekimliği de yapmıştı.
Dürüst, nazik ve başarılı bir hekimdi.
Resimde görülen grupla, sonbaharın güzel bir Pazar günü Kızıl dağa ava gittik.
O tarihlerin ünlü Torpilli çiftliğinden av bölgesine sabahleyin girdik. Değirmendere tepelerinden avlanarak akşam gözsüz çiftliğine ( Yürüklere) indik.
Elbette kolay olmadı Kızıl dağda bir tam gün av yapmak.
Kazım Özer amca; resimde askıda asılı görüldüğü gibi,vurduğu birçok kınalı keklikle avını almıştı. Müthiş bir avcıydı. Attığını vuruyordu. Uçan da, kaçan da kurtulmuyordu elinden.
Beni, Murat’ı öğretme ve koruma maçlı yanında gezdirirdi. Kekliğin kalkması, kaçması, inmesi ve saklanmasını bir anda keşfediyor avı da gerçekleştiriyordu, Kazım Özer amcamız.
Grubu avcı koluna diziyor, avcının yönünü tayin ediyor, avın toplanacağı sahaya dökülmesini sağlıyordu.
Av; aynı zamanda tecrübe, bilgi, zekâ ve yetenek işiydi.
Kazım Özer amca da, değerlerin zirveleştiğini görüyorduk.
O tarihlerde av bol ve bereketliydi. Öğlen Değirmendere yaylasında çeşme başında mola verdik.
Biz acemiler dahil grupta av’ın keyfi yaşanıyordu!.
Herkes 1-3-5 keklik nasibini almış ama rekor Kazım amcada idi. Tam on civarı keklik vurmuştu.
Sonra çantalar açıldı, yiyecekler çimen üzerine serildi. Hiç unutamıyorum; Abdullah Özer, Kadir usta, hoca Şükrü abi, 7-8 kadar kekliği çok kısa bir zamanda yoldu ve temizlediler, taşın üzerinde başka bir taşla onları pirzola gibi ezdiler ve közleşen ateşte öyle bir kızartma yaptılar ki!. Tadı halen damaklarında diyebilirim.
Bu sözlerimi de lütfen bir avcı palavrası olarak sanmayınız.
Avcılık kişiyi ruhen, bedenen dinlendiren, hayatın günlük sorunlarından kurtaran, uzaklaştıran, temiz hava bol gıda aldıran güzel bir spordur.
Ne mutlu kurallarına uyarak av sporu yapanlara.
Avcılarımıza rast gele temennisinde bulunuyor, kazasız belasız bol avlar diliyorum.