Kur’an-ı Kerim, geçmiş kavimlerin helâk edilişlerini anlatırken bunun sebebleri üzerinde durmakta ve böylece sonradan gelen nesilleri ikaz etmektedir. Bu sebeplerin başındı, Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük etmek, şükredecek yerde bol nimetler içinde şımarmak, zulüm ve haksızlıkta ileri gitmek, ahlâksızlık ve edebsizliğe özenmek, irşadda bulunmayı terk etmek ve kendine yapılan ikaz irşadı kulak ardı etmek gibi günahlarla gelmektedir. Günahlar ise affedilmedikleri takdirde cennete girmeye mâni olabilir. İnsanlığı felâkete sürükleyen bu günahların engellenmesi ise ancak ferasetli mü’minlerin, İslam’ı hayatın her safhasına şâmil kılmaları ve bütün hâl ve davranışlarıyla örnek olmalarına bağlıdır. Mü’minlerin ifa ettikleri tebliğ ve irşâd ancak bu sayede kemâle erer.
Kur’an-ı Kerim’de, âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:
“Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.” (Al’i İmran Suresi: 110)
Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:
“Sizler yardım görecek, ganimetler elde edecek ve bir çok memleketleri fethedeceksiniz, sizden kim bu vakte erişirse, Allah’tan korksun, iyiliği emredip, kötülük neh nehyetsin.” (Tırmizi, fiten)
Mü’minler, daima hayırlara anahtar, şerlere kilit olmalıdırlar. Zirâ Peygamber Efendimiz (S.A.V.), hayra anahtar ve şerre kilit olanları müjdelemiş ve; ne mutlu onlara”, buyurmuştur. (İbn’i Mâce, Mukaddime)
Müslümanlar, cehalet, menfaatperestlik, ihmâlkarlık gibi muhtelif sebeplerle kendi İslam-i yaşantılarından fire verip dini mes’uliyetlerini unuttukları zamanlarda, toplumda çürümeler meydana gelir. Bu çürüme ve çöküntüler zamanla etrafa yayılarak, nezih bir hayat yaşamaya gayret eden insanları da içine alır. Yâni başlangıçta mâni olunamayan ferdi bir zaaf, daha sonra önü alınamaz hâle gelerek genelleşerek ve fasık-sâlih bütün insanlara zarar verir. Bunun hâzin âkıbeti ise, insanların yavaş yavaş toplu helâkın eşiğine doğru sürüklenmeleridir.
Âyet-i Kerimede şöyle buyurulmuştur:
“Öyle bir fitneden sakının ki O, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz. Biliniz ki, Allah’ın azabı şiddetlidir.” (el-Enfal Suresi)
Bazı günahlar vardır ki, zararı umuma (bütün topluma) şâmil olur. O günahların sebep olacağı fitne ve karkaşalık, getireceği sıkıntı ve belâ, yalnızca o günahı işleyenleri ve zalimleri yere sermekle kalmaz. Zâlimlerle birlikte o işe bulaşmış, o günahı işlemiş insanlara da isabet eder. Günahkarların yanında, zahiren suçsuz görünenler de musibete uğrarlar.
Bu sebeple Müslümanlar üzerlerine düşen görev ve mes’uliyetleri en güzel şekilde yerine getirmeli, ölümü ve hesabı hiç bir zaman unutmamalıdır.